Siyer

Peygamberimiz'in Soyu
Hz. Muhammed (s.a.v.) Arabistan’daki Kureyş Kabilesi’nin Benî Hâşim
soyundandır. Baba tarafından dedesi Abdülmuttalib, anne
tarafından dedesi Vehb’dir. Babası Abdullah, annesi Amine’dir.

Peygamberimiz'in Doğumu
Peygamberimiz, 571 yılında Mekke’de
doğdu. Babası Abdullah, Peygamberimiz
henüz doğmadan önce ölmüştü.
Dedesi kendisine “övülmüş” anlamına
gelen “Muhammed” ismini koydu.

Peygamberimiz'in Doğduğu Gece Meydana Gelen Bazı Olaylar
• İran kralının sarayının on dört sütunu yıkıldı.
• Ateşe tapan Mecusilerin ateşleri söndü.
• Sava gölü kurudu.
• Kâbe’deki bütün putlar yüzüstü yere yıkıldı.
• Semave vadisinin suları taştı.


Peygamberimiz'in Çocukluğu

Süt Anneye Verilişi
Mekkelilerin bir âdeti vardı. Mekke’nin havası ağır ve sıcak olduğundan
zenginler yeni doğan çocukların Mekke dışından gelen sütannelere
verirlerdi. Hz. Amine de, çocuğunu süt anneye vermek istemişti.
Ancak yetim olduğu için hiç kimse O’nu almak istemedi.
Küçük Muhammed’i Sa’d kabilesinden Halime isminde bir kadın aldı.
Halime, bu yeni evladını çok sevdi. O’nu gözünden bile sakınıyordu.
Bu kutlu misafir, Halime’lere uğur getirmişti. Hayvanların sütü,
ağaçların meyvesi bollaşmış, eve bereket gelmişti. O’nunla her şey
bir başka oldu.
Nur Muhammed, beş yaşına kadar, Halime’nin yanında kaldı. Sonra
annesi Amine’ye teslim edildi.

Annesinin Vefatı
Peygamberimiz, altı yaşına gelince, annesi şiddetli bir hastalığa yakalandı.
Hasta anne, şefkat dolu gözlerle yetimine baktı. O’nu bağrına
bastı, öptü, okşadı, kokladı, kokladı... Ama ne yazık ki, bu son bakış,
son koklayıştı. Babadan yetim kalan güzel Muhammed, şimdi de
annesinden öksüz kalmıştı. Amine, ruhunu Rabbi’ne teslim etmişti.

Dedesinin Vefatı
Peygamberimiz, sekiz yaşına kadar dedesi Abdulmuttalib’in yanında
kaldı. Çile dolu bu yüce insan, sekiz yaşında da dedesini kaybetti.
Dedesinin cenazesini taşırken, gözlerinden yağmur gibi yaşlar
boşanıyordu.

Amcası Ebû Talib’in Yanında
Dedesinin vefatından sonra peygamberimiz, amcası Ebû Talib’in
yanında kaldı. Çobanlık yaptı. Amcasının koyunlarını güttü. Ebû Talib,
ticaretle uğraşıyor, o nedenle Şam’a gidip geliyordu. On iki yaşındayken
yeğeni Muhammed’i de Şam’a götürdü. Peygamberimiz amcalarından
ticareti öğrendi. O, ticaretinde son derece dürüst ve güvenilir
idi.

Peygamberimiz'in Gençliği ve Evlenmesi
Hatice isminde dul, asil ve zengin bir kadın, Ebû Talib aracılığıyla
Peygamberimize ticaret ortaklığı teklif etti. Teklif kabul edildi ve
Peygamberimiz ticarete başladı. Bir süre ticaret yaptı.

Hz. Hatice ile Evlenmesi
Hatice güzel, olgun, soylu ve asil bir kadındı. Yakın ve samimi arkadaşı
Nefise aracılığı ile Peygamberimize evlenme teklif etti. Bu
teklif de kabul edildi. Hz. Hatice’nin evinde nikâh kıyıldı. Erkek tarafından
Ebû Talib, kadın tarafından da Varaka b. Nevfel birer konuşma yaptılar.

Peygamberimiz'in Çocukları
Peygamberimizin ikisi erkek, dördü kız altı çocuğu olmuştur.
Erkek çocuklar: Kasım, Abdulllah ve İbrahim’dir.
Kız çocuklar: Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma’dır.
Sonradan evlendiği hanımlarından Mariyye’den İbrahim adlı bir
çocuğu daha olmuştur. Ancak Hz. Fatıma hariç çocuklarının hepsi de
kendisinden önce vefat etmiştir.

Mekke’de Sosyal Hayat
Mekke’de insanlar tam bir vahşet içerisinde yaşıyorlardı. Vurgun,
soygun, hırsızlık, katillik had safhada idi. Kız çocuklarını diri diri toprağa
gömüyorlardı. Kadınlar, pazarlarda hayvan gibi alınıp satılıyordu...
Mekke müşrikleri, o kadar ilkel idi ki, elleriyle yaptıkları putları
tanrı kabul edip, onlara tapıyorlardı. Bazan da helvadan putlar yapıyorlar,
karınları acıkınca da onları yiyiyorlardı.
Peygamberimiz, böyle bir ortamda yaşıyordu. Fakat O, putlara
tapmadı. Bu azgın insanların yaptığı hiçbir günahı işlemedi.
O, bu insanlara sadece acıyordu.

İlk Vahiy
O yüce insan, elinden geldiği kadar bu azgın toplumdan uzak kalıyordu.
Çoğu zaman, Nur Dağı’na oradaki bir mağarada gece gündüz
Allah’ın yüceliğini düşünüyordu. Bir gece, Hira Mağarası’nda gece
yarısı bir ses işitti. Ona ismi ile hitap ediliyordu. Ses,
- Oku ya Muhammed! diyor ve ondan Kur’an-ı Kerim’deki Alak
suresinin ilk beş ayeti olan aşağıdaki ayetleri okumasını istiyordu.
Bu ses üç kere tekrar edildi.
Bu ses, vahiy meleği Cebrail’in sesi idi.
Cebrail, bütün azameti ile Peygamberimize görünmüş ve kaybolmuştu.
O, artık Allah’ın resulü idi.
Peygamberimiz o zamanlar 40 yaşında idi.
Heyecan ve korku içerisinde evine döndü ve olup bitenleri sadık eşi
Hatice’ye anlattı. O asil kadın, eşini teselli etti. O’nun peygamberliğini
tasdik etti ve ilk Müslüman olma şerefine erdi.

"Oku! Her şeyi yaratan Rabbi’nin adıyla oku. Ki, O, insanı
pıhtılaşmış bir kandan yarattı. Oku! Ki, senin Rabbin,
kalemle yazı yazmayı ve insana bilmediğini
öğreten, bol kerem ve ihsan
sahibidir." (Alak suresi 1-5. ayetler)

İlk Müslümanlar
Peygamberimize, kadınlardan ilk defa sevgili eşi Hz. Hatice, sonra da
çocuklardan Hz. Ali, kölelerden Hz. Zeyd, büyüklerde ise zenginlerden
Hz. Ebû Bekir iman etti. Peygamberimize iman eden ilk dört Müslüman
bunlardır.

Peygamberimiz, insanları gizli gizli İslam’a davet ediyordu. Daha
sonra açıktan davete başladı. Fakat putperest kâfirler bir türlü hak dini
kabul etmiyorlardı. Allah’ın resulüne en çok karşı gelenlerden biri
de, amcası Ebû Leheb’di.

İlk Müslümanlara Yapılan İşkenceler
Müşrikler, Müslümanlara akıl almaz işkenceler yapıyorlardı. Kızgın
kumlar üzerine yatırıp üzerlerine ağır kayalar koyuyorlardı... Kızgın
demirlerle vücutlarını dağlıyorlardı... Bazen de boyunlarına ip takıp
atların arkasından çekerek, Mekke sokaklarında kan revan içerisinde
sürüklüyorlardı. Fakat Müslümanlar, bu işkencelerin hiç birine aldırmıyor,
ağızlarından sadece bir tek ses çıkıyordu:

“Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Rasulûllah.”
“Allah’tan başka ilah yoktur. Hazreti Muhammed (s.a.v.) Allah’ın resulüdür.”
Onlar canlarını veriyor ama imanlarını vermiyorlardı.
İslam hızla yayılıyor, İslam yayıldıkça da, kâfirler kinlerinden deliye
dönüyorlardı.

Habeşistan’a Hicret
Kâfirlerin işkenceleri dayanılacak gibi değildi. Peygamberin müsaadesi
ile 11 erkek 4 kadın olmak üzere 15 kişi Habeşistan’a hicret ettiler.
Kafilenin başında Peygamberimizin amcası Ebû Talib’in oğlu
Cafer bulunuyordu. Habeş Kralı Necaşi, Müslümanları çok iyi karşıladı
ve sonra kendisi de Müslüman oldu.

Ebû Talib ve Hz. Hatice’nin Vefatı
619 yılında Peygamberimizin amcası Ebû Talib, ondan bir kaç gün
sonra da vefalı eşi Hz. Hatice vefat etti. Bu iki yakınını kaybetmek
Peygamberimizi çok üzdü. Onun için bu seneye İslam tarihinde
“Hüzün Yılı” denir.

H İ C R E T
Mekke’de hayat çekilmez olmuştu. Her geçen gün işkenceler daha
da artıyordu. Medineli Müslümanlar ise Mekke’deki din kardeşlerini
Medine’ye davet ediyordu. Peygamberimiz, Müslümanların Medine’ye
hicret etmelerine müsaade etti. Müslümanlar kafileler hâlinde
Medine’ye göç ettiler. Müşrikler, Resûlullah’ı öldürmeye karar
vermişlerdi. Peygamberimiz, bir gece gizlice, Hz. Ebû Bekir’le beraber
Mekke’den ayrıldı. Tarih, 622.

Üç gün Sevr Dağı’nda bir mağarada gizlendiler. Müşrikler her tarafı aradılar. İz sürerek Sevr Mağarası önüne kadar geldiler. Allah’ın lütfu ile mağaranın önüne güvercin yuva yaptı. Mağaranın kapısına örümcek ağ gerdi. Kâfirler, mağaranın içini aramak istediler. Fakat içlerinden biri “İçeride insan olması mümkün değildir. Eğer buraya birileri girmiş olsaydı, güvercin yuvası da olmazdı, örümcek ağı da.”
dedi ve dönüp gittiler.
O sırada Peygamberimiz ve Hz. Ebû Bekir dışardakileri görüyordu.
Hz. Ebû Bekir çok endişelendi. Peygamberimiz:
- Üzülme Ya Ebâ Bekir, Allah bizimledir, dedi.

Bir haftalık yorucu ve tehlikeli yolculuktan sonra iki dost Medine
yakınındaki Kubâ köyüne ulaştı. Peygamberimiz burada on gün kaldı.
Orada iken Kubâ Mescidi yapıldı.

Peygamberimiz Medine’de
Peygamberimiz, Kubâ ile Medine arasındaki Salimoğulları’nın yurdunda
ilk cuma namazını kıldı. Namazdan sonra Medine yoluna devam
etti. Medineliler misafirlerini büyük bir coşku ile karşıladılar. Medine’de
bayram vardı. Küçük çocuklar, el çırpıp sevinç çığlıkları
atıyor, kızlar kasideler söylüyorlardı.
Peygamberimiz hangi evin önünden geçse
Müslümanlar “Buyur ya Resûlallah” diyerek
evlerine davet ettiler.
Peygamberimiz, Eyyub el Ensârî’nin evine
misafir oldu. Burada altı ay kaldı. Bu arada
Mescid-i Nebevî yapıldı. Mescidin yapımında
Peygambererimiz bizzat çalıştı ve kerpiç taşıdı.

Mekkeliler Müslümanları Medine’de de rahat bırakmadılar. Her
fırsatta Müslümanlara sataşıyor, zayıf gördüklerinde saldırıyorlardı.
Bunun netcesinde de Bedir, Uhud ve Hendek savaşları yapıldı.

Mekke’nin Fethi
Hicretin 8. yılında 10.000 kişilik İslam ordusu Mekke’ye doğru yola
çıktı. Müslümanların savaştan hedefi, öldürmek değil, barışı sağlamak
olduğu için, Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimizin ordusunu gayet güzel
yönlendirmesi ve Mekkelilere uygun mesajlar göndermesi sayesinde,
Mekke savaşılmadan fethedildi, Kâbe putlardan temizlenerek “Allah’ın
Evi - Beytullah” olma hüviyetine tekrar kavuşturuldu. (Tarih 630)

Veda Haccı ve Veda Hutbesi
Peygamberimiz hicretin onuncu ve Miladi 632 yılında yüz bini
aşkın Müslümanla Medine’den Mekke’ye hacca gitti. Ancak, Peygamberimizin
bu haccı aynı zamanda Veda (ayrılık) Haccı olmuştur.
Çünkü bu hac, Peygamberimizin yaptığı ilk ve son hactır.
Peygamberimiz bu haccında, Arafat’ta deve üzerinde tarihin en
güzel hutbesini okudu. Bu hutbeye Veda (ayrılık) hutbesi denir.
Peygameberimizin bu hutbede konuştuğu ana konulardan bazıları:

“Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle
burada bir daha buluşamayacağım. Mekke nasıl mukaddes bir şehir
ise, canlarınız, mallarınız ve namuslarınız da öyle mukaddestir.
Muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız. O da sizi yaptıklarınızdan dolayı
sorguya çekecektir. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönmeyiniz.
Cahiliyetten kalmış bütün âdetler kaldırılmıştır. Kadınların haklarını
gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Size iki emanet bırakıyorum.
Onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız.
O emanetler, Allah’ın kitabı Kur’ân-ı Kerim ve benim sünnetimdir.

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Adem ise topraktandır.
Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız: Allah’a hiçbir
şeyi ortak koşmayacaksınız. Allah’ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı
haksız yere öldürmeyeceksiniz. Zina etmeyeceksiniz. Hırsızlık yapmayacaksınız.”

Peygamberimiz'in Vefatı
Veda haccından üç ay sonra Peygamberimiz hastalandı. Hastalığı
on gün kadar devam etti. Son üç gününde namaz kıldıracak durumda
değildi. Hz. Ebû Bekir’e namaz kıldırmasını emretti. Hastalığına
üzülen Müslümanlara da şöyle hitap etti.
- Ey insanlar! Biliniz ki, ben Rabbim’e kavuşacağım.
Sizler de bana kavuşacaksınız. Buluşacağımız yer Kevser Havuzu’nun kenarıdır.
Benimle havuz başında buluşmak isteyenler, dillerine sahip olsunlar.
Hz. Ebû Bekir, Peygamberimizin sağlığında on yedi vakit namaz kıldırdı. 
İnsanlığa rahmet olarak gönderilen Allah’ın resulü 8 Haziran 632 yılında
Hz. Âişe’nin odasında Rabbi’ne kavuştu.
Hz. Ebû Bekir, Hz. Peygamberin 
vefatını duyunca doğruca Peygamberimizin bulunduğu odaya girdi.
Üzerindeki örtüyü kaldırdı. “Ya Resûllallah! Hayatın gibi ölümün de güzel.” dedi.

Ve orada bulunan Müslümanlara şöyle hitap etti.
- Ey insanlar! Kim Muhammed’e
kulluk ediyor idiyse, bilsin ki, Muhammed ölmüştür.
Kim Allah’a kulluk ediyor idiyse, bilsin ki, Allah bâkîdir, ölümsüzdür.